21 Mart 2019, Perşembe 10:34

Enver Ağabey Aramızdan Ayrılalı 6 Yıl Oldu... Hasretinizle Yandı Gönlümüz...

Enver Ağabey Aramızdan Ayrılalı 6 Yıl Oldu... Hasretinizle Yandı Gönlümüz...

Sevgili okuyucular, 2016 yılından beri yayımda olan mavikadin.com web sitemiz İhlas holding bünyesinde hizmet veren bir sitedir. Bugün İhlas holding’in kurucusu Dr. Enver Ören abimizin vefat yıldönümüdür. Enver abimiz iş adamı kimliğinin yanı sıra tam bir gönül adamıydı. Güler yüzü, tatlı dili, cömertliği, vefası, sabrı, yumuşak huyu, tevazusu, affedici olması, merhameti ile gönüllerde taht kurdu.

Enver abim öyle farklı bir insandı ki, hiç kimse üzülmesin, herkes dünyada ve ahiretde mutlu olsun isterdi. "Yaratılanı severim, yaradandan ötürü" sözünü herkes bilir. İşte bu sözde tarif edilen insanın tam karşılığı, bu sözü tam olarak canlı yaşayan misal Enver abimizdir. Kalbindeki insan sevgisi zirvede idi. Herkesin derdine çare bulurdu, fakat kendi derdini hiçkimseye belli etmezdi. Pek çok hastalığı olduğu halde, herkesin yanında hep neşeli olurdu. İçi kan ağlasa da yüzü hep gülerdi.

Bu makalemizde Enver abinin hayatından kesitlere ve Enver abi ile yaşanan hatıralara yer verdik.

Enver Abi anlatıyor;

Ben on beş yaşındayken babamı kaybettim. Bana iki vasiyeti oldu:

Bir tanesi, "Ölüm hariç, deli olursan hariç, hiçbir vakit namaz üzerinden geçmeyecek. Ancak bu iki unsur seni bu ibadetten alıkoyar. Baba hakkım üzerine sana vasiyetimdir; karada, havada, denizde, nerde olursan ol, Allah'ın bu emri senin üzerinden geçmeyecek."

Enver Abi anlatıyor;

Kuleli'yi bitirip Fen Fakültesinde tahsil görürken, uzak bir akrabamın Bankalar Caddesindeki eczanesinde çalışıyordum. İkindiyi kılıp mesaiye geliyor, geceleri de orada kalıyor, nöbet tutuyordum.

Bir gün akrabam beni çağırdı ve dedi ki, "İkindi üzeri yoğun oluyoruz. İş aksıyor. Ya namazı, ya da eczaneyi terk et."

"Yahu namazın farzı, en çok dört dakika" dediysem de, "Olmaz" dedi. "Peki, tercihimi yapıyorum: Namaz!" dedim ve eczaneden çıktım.

Hocam Hüseyin Hilmi Efendiye gidip olayı anlattım. Çok üzüldüler ve dediler ki, "Yarın saat on ikide Yeni Caminin önünde buluşalım ve size iş arayalım."

Ertesi gün Hocamla buluştuk.

"Kemal Atabay'a gidelim" dediler. Kimya Fakültesinden sınıf arkadaşı veya asistan idi…

Sirkeci'nin bir arka sokağına girdik. Orada Şark Ecza Deposu vardı. Hocamla ellerinde çantası, merdivenlerden çıktık. Kemal Atabay da ortağı Derman Bey ile toplantıdaymış. Hocamı görünce, "Ooo Hilmi Bey nerelerdesiniz?" diye sarıldı. Hocam da, "Bu benim oğlumdur. Kendisine iş arıyoruz" dediler.

"İlaçtan anlar mı?"

"Zaten eczanede çalışıyordu."

"Siz bizim gazete ilanımızı mı okudunuz?"

Meğer gazeteye o gün ilan vermişler.

"İlândan haberimiz yok."

Sonra Kemal Bey bana "Şöyle geçin" diyerek, birkaç şey yazdırdı ve "Tam aradığım elemansın. Ben bunu aldım" dedi.

Hocam, "Efendim kaç para vereceksiniz?" diye sordular.

Kemal Bey, "250 lira" dedi.

Sen misin namaz için işi terk eden; al sana hem iş, hem de iki misli maaş!

O sene (1956) Sigorta Kanunu da çıktı, beni sigortalı yaptılar. Bu sebeple 38 yaşında emekli oldum.

Ya efendim, Hocama sorduk, bu nimete kavuştuk.

Biz nerelerde, ne zorluklarla namaz kıldık. Mesela bir gün bir kazan dairesinde namaz kılmıştım. Baktım herkes bana bakıp gülüyor. Aynaya baktım ki, alnım isten kapkara olmuş. Namaz için çok sıkıntı çektiğimden, her iş yerinde insanlar rahat namaz kılsın diye mescit yaptırıyoruz.

Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci’nin Enver Abi İle Hatırası

Gazetenin bir yemeğindeydik. “Size muvaffakiyetinizin sırrını sorsalar, ne cevap verirdiniz?” diye sordum. “Güler yüz, tatlı dil, kimseyi kendine düşman edinmemek” diye cevap verdi. Gerçekten her hal ve şartta, yüzü gülerdi. Fikren uyuşmadığı kimselerle bile arası iyiydi. Sosyal pozisyonuna rağmen, aşırılıklardan uzak, sade bir Müslüman yaşantısından hiç vazgeçmedi.

Vecheddin Arvas’ın Enver Abi İle Yaşadığı Hatırası;

Enver Abimizin kayınpederleri muhterem Hüseyin Hilmi Işık’ın arkadaşı Habil Amca (Kalkıcı) Kocamustafapaşa’da otururdu. Eski bir terziydi ve çocuğu olmamıştı. Kendisi gibi yaşlı olan hanımı ile yaşıyordu.

Ara sıra ziyaretine giderdim. Yine bir gün yanındaydım. Bir ara dedi ki:

– Elektrik, su faturalarını ödeyemiyorum. Telefonu borçtan dolayı kestiler. Faturaları Enver Beye göndersem ayıp olur mu?

– Neden ayıp olsun Habil Amca, biliyorsunuz sizi çok severler.

Hanım teyze içeri odaya geçti, faturaları getirmek için… O sırada kapı çaldı, ben koştum açmaya…

Bir baktım kapıda Enver Abiler!

– Nerde benim kıymetlim, nerede Habil Amcam? Diyerek neşe ile odaya girdiler.

Habil Amcanın yüzünden büyük bir şaşkınlık…

– Biz de sizden bahsediyorduk Vecheddin oğlumla, dedi.

Enver Abi onun elini tuttu:

– Habil amcam hakkını helal et, sizi ziyaret etmeye biraz ara verdim. Rahatsızlığım vardı. Ancak gelebildim.

Biraz sohbet ettiler. Kalkarlarken oturdukları koltuğun kenarına bir zarf bıraktılar.

Habil Amca:

– O ne? Dedi.

Bendeniz zarfı Habil Amcaya uzattım. Habil Amca zarfı açıp içinde para görünce beyaz yüzü kızardı.

– Hayır, olmaz diye Enver Abilere uzattı.

Enver Abi:

– Sen bunu kabul etmesen ben çok üzülürüm ama, dedi. Beni üzmek mi istiyorsun?

O sırada hanım teyzenin yanında duran mukavva kutuya uzandı:

– Ne var bunda?

Açtı baktı, kırışmış faturalar. Onları tek tek düzelterek üst üste koydu, katlayıp iç cebine attı.

– Habil Amca siz hiç merak etmeyin, bundan sonrada hepsi sizden habersiz ödenecek, dedi. Otomatik otomatik! Diye güldü.

Habil Amca ellerini havaya kaldırıp öğle bağrı yanık bir dua etti ki hepimiz ağladık. O dualar ve nice dualar inşallah onun ruhuna yetişecek.

 

 

YORUM YAPIN

Bu makaleye bir yorum yapın.

 
 
KAPAT